• Hakkında

HAYATIN ANLAMI

  • BAŞLANGIÇ NİYETİNE

    Eylül 5th, 2023

    Bu sayfaya çekildiysen eğer bir sebebi vardır. Zira tesadüf diye bir şey yoktur.

    Bu sayfada hayatı daha iyi anlamak için kafa yoracağız. Bana göre anlamı bulunmamış bir hayat boş hayattır.

    Bu sayfada kişisel gelişimciler, mistikler, spiritüelciler, ruhçular,ateistler,dindarlar, filozoflar, similasyon teorisine inananlar kendilerine yakın bir şeyler bulacaktır şüphesiz. Hayatın anlamı diyorsak zaten bu kaçınılmazdı. Bu tarz insanlar en çok arayan ve sorgulayanlandır.

    Benden mükemmel bir edebiyat ve imla ve dil kurallarına mükemmel bir uyum beklemeyin. Zira çok doluyum geldiği gibi yazacağım.

    Etkileşim kuranlara dönmeye ve gerçek kimliğimi paylaşma niyetindeyim.

    Sadece ve sadece gerçekleri paylaşmaya söz veriyorum, kesin çıkardığım dersler hayatımda tecrübe ettiğim derslerden kaynaklananlar olacaktır.

    Sizi arada film izlemeye, kitap okumaya yönlendireceğim, tembellik yapmak yok

    O vakit başlayalım…!

  • ÖLÜM ÜZERİNE

    Eylül 8th, 2023

    Ölüm nedir? Ölüm korkusunu yenmek mümkün mü? Ölünce ne olur? Birazda bu zor meseleyi irdeleyelim. Mevcut bilgiye göre, bitki, hayvan ve insan vadeleri dolunca mutlaka ölür üzerinedir. Dinlerin ölüme verdiği bir anlam vardır. İnanmayanlar da ölüme yok oluş olarak bakmaktadır. Peki insanoğlu olarak ölüm mefhumuna anlayacak seviyeye geldik mi? Bilimcilerin de bazı çalışmaları var, hatta teorik fizikçiler de ölümden sonra bilincin devam edip etmediğine dair çalışmaları var. Bu mevzuyla ilgili en çok okültçüler, ruhçular çalışmaktadır. Özellikle dünyanın her yerinde ruhsal celseler düzenlenmekte ve bazı varlıklardan bilgiler alınmaya çalışmaktadır. Geçmişte Mısır ölüler kitabı, tibetin ölüler kitabı da önemli kaynaklardadır. Çok geniş araştırmalarımdan aldığım bilgiler ışığında konuyu aydınlatmaya çalışacağım. Amacım ölüm korkusunu yenmeye yetecek kadar ölüm mevzusunu aydınlatmaktır.

    Mevcut dini anlayışa göre öldüğümüz de kabirde sorguya çekiliriz ve kıyamet zamanını bekleriz. Kıyamette de amellerimize göre cennet ve cehhennemi kazanırız. Ne var ki cennet çok şaşalı bir yerdir ve cehennemde bir o kadar çekilemez bir yerdir. Hele şirk koşmuşsan ebediyete kadar ateşte yanacaksındır. Bu semavi dinlerde genel olarak böyle olup uzak doğu dinlerinde ise reerkarnasyon inancı hakimdir. Her iki görüşte de eksik ve yanlışlıklar vardır. Kanaatimce dinlerin ilk çıktığı vakitlerde ölüm inancı daha farklıydı ve gittikçe değişti ve korkutucu bir hale geldi.

    Ölümle ilgili herkesin bir doğrusu vardır ben gerçek olduğuna inandığım teoriyi açıklayacağım. Matrix filmine benzer çok daha gelişmiş bir similasyonun içerisindeyiz. Ruh enerjimizin bir miktarı ile dünyadaki bedenimize çocukluğumuzda enkarne oluruz ve ölümle de o enerji asıl yurduna döner. Ölüm öncesi deneyim yaşayanların çoğu benzer şekilde yoğun bir ışık gördüklerini ve sevgiyi hissettiklerini söylerler. İşte yaşlı yatağında son nefesini veren ruh, gelişmişlik düzeyine göre farklı durumlar yaşar. Deneyimli bir ruh öldüğünü hemen anlar ve ışığa çekilip ışık tünelinden geçip asıl yurduna göç eder. Acemi bir ruh çoğu zaman şaşırır, bedenini izler, yanındaki kişilerle konuşmaya çalışır ama kimsenin onu görmediğini anlar ve şaşakalır. Sonunda onun dünyadaki bir yakını veya ruhsal rehberi ona görünüp onu ışığa götürür. Travmatik ölümlerde durum bazen farklı olmaktadır. İntikam hissiyle ölen bir kişi, hayalet dediğimiz bir halde hala dünya işlerine karışmaya çalışır. Rehberlerinin ışığa çağrısını bazen anlamazlar bazen de henüz işleri bitmediği için bedensiz bir şekilde dolaşmaya devam ederler. Genellikle ölen kişi eğer geride teskin etmesi gereken insanlar varsa bir süre, bazen birkaç gün hatta aylarca kalmaya devam edip onlara sevgi mesajlarını enerjetik olarak göndermeye devam eder. Ateismin yoğun olduğu ülkelerde astralde sıkışma olayları çok olmaktadır. Ölen kişinin öte alem inancı yoksa hala öldüğünü anlamaz ve mevcut dünyasına yapışmak ister. Ama er geç rehberinin çağrısını görecek ve ışığa dönecektir. Dindar toplumlarda cenaze törenleri yapıldığından ölen kişinin öldüğünü anlaması kolay olup ışığa, yurduna dönüşü de kolaydır.

    Işık tüneli, bu boyutu, 5. Boyuta bağlayan kanaldır. Asıl yuvamız üst boyutlardır. Burda çeşitli nedenlerle enkarne oluruz. Döndüğümüzde genellikle hoş karşılaşırız. Rehberlerimiz ve ruh grubundan çevremiz bunu bayram olarak karşılar. Travmatik ölümlerde veya zorlu ölümlerde ruh grubumuza dönmeden önce arınma tapınağı denilen bir alanda enerjimiz şifalandırılır ve arındırılır. Öte alemin teknolojisi çok farklı olup üst düzey bir teknolojidir. Havuza benzer odalarda sıvı ve renkli enerjilerle ruhun enerjisi yıkanır ve adaptasyon sağlanır. Çünkü hala dünyadan getirdiği ve kabul edilmeyen enerjiler vardır. Dünyadaki egosundan kaynaklı tüm kirler arınır ve doğası olan sevgi bedenine kavuşması ister. Bazen arınma işleminden sonra hayat anılarını inceleyip rehberiyle yanlış veya doğru yaptığı şeyler için toplantı yapar. Bazen geçirdiği hayattan tatmin sağlayamaz, inzivaya çekilir, yaşadığı hayatı hazmetmeye çalışır. Yaygın olan genellikle arınmadan sonra ruh grubuna geri dönmesi. Asıl hayatın orda olduğunu söyledik. Günlük rutini ne ise onlarla meşgul olur. Her ruhun uzmanlaştığı bir alan vardır, bu şifacılık, bilim, eğitim vs gibi çok çeşitli alanlardır. BU alanlarda eğitimlerine kaldığı yerden devam eder. Orası asla sıkıcı ve durağan bir yer değildir. Dünyadakine benzer yapılar bulunmakta fakat enerji ve niyet ile şekillenen bir doğaya sahiptir. Örneğin bir ruh akaşik kütüphaneye gider orda istediği kitabı alır inceler. Kitapta Kloeopatranın hayatını okurken görsel olarak tüm yaşamı gördüğü gibi, onun yaşam kaydını direk olarak kendi bedenine yükleyip o hayatı bizzat yaşıyormuş gibi de bilgiye sahip olur. Bunu bizim metaverse gözlüklerinin çok daha gelişmiş bir versiyonu gibi düşünün. Yani oranın tüm dokusu, yapısı niyete göre hareket eden, bilinçli bir enerjidir. İster merdiven kullanın üst kata ister anında üst katta olmayı isteyin aynı şey mümkün. Orada sınırların , mesafelerin anlamı yok. Dağlar, denizler, güzel mesire yerleri yine var fakat hepsi bilinçli ve hareket eder tarzda. Orda yine hayvanlar var fakat hayvanlara bakan görevli ruhlar var. Örneğin dünyadaki hayvanınızı sevmek istediniz, görevli anında size getirir seversiniz ve geri götürür. Mevcut anlayışımız oranın yaşamını anlamaya yetmiyor sadece yoğun şefkat,sevgi ve çok gelişmiş bir teknolojik yapının olduğunu biliyoruz. Örneğin ruh mevcut durumda bile izleme odası denilen yerde sonraki hayatında yaşayacağı yeri deneyimlemek için bir çeşit cihaza girer ve gelecekti bir durumu yaşamaya gider. Örneğin sonraki yaşamında yaşayacağı yerin sokaklarında gezer, evleneceği kişiyi vs görmeye gider. Hepsi mümkündür . Geçmiş yaşamlarda da aynı şekilde izlenip analiz edilip gerekli dersler alınmaktadır.

    Öte alem de cehennem veya cennet değimiz yapı yoktur. Cezalandırma da yoktur. Her bir ruhun özel bir ailesi vardır ve gelişiminden sorumlu rehberlik hiyerarşisi vardır. Gelişimi izleyen de konseyler mevcuttur. Konsey karşısına çıkan ruhun cezalandırılma gibi bir anlayışı yoktur, konseye çıkmak bir ruh için en değerli andır. Çok tecrübeli üstatlardan tavsiyeler alıp sonraki hayatlarında uygulamaya çalışırlar. Kutsal kitaplarda anlatılan cennet yapısına benzer bir yapı yoktur. Çok daha hareketli, engin, zeka dolu bir hayat mevcuttur. Bir ruhun önünde tüm paralel evrenleri ile birlikte koskoca bir alem uzanır. Birçok farklı yerde bir çok deneyim yaşama gelişme fırsatına sahiptir. En çok geliştiren şey ise herhangi bir gezegene gelip zorlu bir hayatı yaşayıp gelişmesidir. Çünkü bir gezegende doğacak, bildiği herşeyi unutacak, özellikle tanrısallığını unutacak, zor bir gezegende hayatın zorluklarında boğuşacak ve herşeye rağmen sevgiye dönmeye çalışacak,  öz saygısını kazanmaya çalışacak. Bu zor bir durumdur fakat tekamül dediğimiz sistemde çok gelişme sağlar. Orda ne kadarda pratik şeyler öğrense de sonunda bir madde dünyasında doğmayı ve öğrendiklerini pratikleştirmeyi deneyecektir. Üstelik karma yaratacak ve karma sorunlarını da çözmeye çalışacak. Ustalaştıkça kendisi başka ruhların rehberi olacak ve sonsuz gelişmeye doğru yola çıkacaktır. Öğretmen ruh, rehber ruh, üstat ruh, ihtiyar ruh ta ki melekleşmeye kadar bu tekamülün sonu yoktur. Nerde bahsedilen durağan cennet hayatı nerde bu realite. Bahsedildiği gibi tek atımlık bir hayat yoktur. Tek hayatta hangimiz yeterince gelişiyoruz.

    Sizi temin ederim sonraki hayat bir o kadar canlı ve güzeldir. Asla kimseye cezalandırma veya hesap yoktur. Orası asıl hayatımız olup aslında doğduğumuzda enerjimizin büyük miktarı zaten oradadır. Orda Ruhumuz kendi yaşantısına devam ederken ruh enerjisinin çok düşük bir kısmı burada bedenimizde bu hayatı tecrübe etmektedir.

  • ŞİMDİKİ ZAMAN FARKINDALIĞI

    Eylül 7th, 2023

    Carpe diem! Anı yaşa! Dem bu demdir! Bu sözleri çok duyduk. Söylemesi kolay yapması en zor olan şeylerden biri. Anda kalmak nedir? Mümkün müdür? Biraz bu konuyu derinlemesine işlemek istedim.

    Aslında yaygın edebiyat literatüründe çok nadir değinilen konulardan biridir. Echart Tolle, Şimdinin Gücü adlı eseri yazmasaydı nerdeyse konu ile derinlemesine ilgilenen kimse yok denilebilir. Hayatta mutluluk ve başarı arıyorsak olmazsa olmaz en önemli konulardan biridir halbuki. Bana göre yaşamın başarısı bu felsefeye ne derece uygun yaşadığımıza bağlıdır.

    Dediğim gibi çok önemli bir o kadar zor konudur. Zira anda yaşamaya engel, An’ı, Şimdi’yi sevmeyen, onu yadsıyan bir mental yapımız var. Echart Tolle’nin deyimiyle biz buna egosal zihin diyeceğiz.

    Zihin, bilinç, ruh meselesini başka yazılarımızda işleyeceğiz fakat bu konuda zihin meselesini hafifçe aralayacağız. Neredeyse her insan zihinle özdeşleşmiş durumdadır. Aslında zihin faydalı bir aparat olmasına rağmen işleri öyle eline almış ki aparat olan varlık bizzat bizmişiz gibi bilincin de yerine geçmiştir. Sorun çözmede faydalı olmasına rağmen veya yerli yerinde kullanıldığında, özellikle siz onu kullandığınızda faydalı olan zihin(egosal zihin) o sizi kullandığında bir canavara dönüşme potansiyeline sahiptir. Çünkü dar görüşlüdür. Şimdiki zamandan hoşlanmaz, seni daima ya geçmişte tutar ya da gelecekte. Kısa süreli anda kalma durumlarında en mutlu olduğumuz zamanları yaşarız ta ki egosal zihin tekrar geçmişe veya geleceğe projekte etmeye başlayana kadar. Geçmişte olan olmuş biten bitmiş bir duruma sizi çeker ve gereksiz olarak geçmişe enerji yollamanıza neden olur ve andaki enerji miktarınız düşer. Normal zamanda anda kalan  bir insanın enerji ve odaklanma skalası 100 birim olsun, geçmişteki bir mevzuya takılıp kaldığında enerji seviyesi 20 birime düşer. Bu da şimdiki anda çözmekte olduğunuz herhangi bir mevzuda yetersiz kalmanızı sağlar. Oysa tüm odak noktanız şimdiki anda olsa her türlü sorunu çözmeye yeter enerji ve güce sahip olursunuz. Egosal zihin sizi geçmişte tutmuyorsa bu sefer gelecekteki bir mevzuya projeksiyon yapmaya başlar. Aynı şekilde şimdiki anı yadsır ve enerjinizi boşa harcar. Maalesef egosal zihin daima  ya geçmişteki problemlere ve pişmanlıklara ya da gelecekti endişe ve korkulara odaklanır. Çünkü siz şimdiki ana odaklandığınızda ona ihtiyacın olmayacağını zanneder. Çünkü kontrolü kaybedecektir. Siz olan gerçek bilinciniz devreye girecektir, onu yerli yerinde kullanacaktır. Ona sadece problem çözen bir araç olarak kullanacaktır. Tıpkı ihtiyaç anınızda bilgisayarı kullanmanız, işi bittiği zaman kapatmanız gibidir. Kontrolün sizde olması önemlidir. Fakat mekanizmayı ve ilişkiyi böyle kurmadığınız zaman, zihninizle özdeşleşirsiniz ve sürekli düşünen bir zihne dönerseniz. Gerçek benliğin bu olduğunu zannedersiniz. Oysaki gerçek benlik, dinginliktir, bedeni ve zihni yöneten, yaratıcı kaynakla bir olan gerçek özünüz, doğanız ve ruhunuzdur. Beden, zihin, beyin, bilincin/ruhun maddesel dünyaya bağlanma aparatlarıdır. Hayat süresi bittiğinde tüm fonksiyonları bitecek, bilinç ait olduğu yuvaya dönecektir.

    İnsan evrimi boyunca bilinç, hayatta kalma dürtüsünü yenmeye çalışmıştır. Gittikçe insanoğlunun beyin kapasitesi artmış her tehlike anında edindiği tecrübeler sonraki kuşaklara genetik açıdan aktarılmıştır. Bu açıdan DNA’mıza işlenen kaç kurtul modu, yani hayvani tarafımız hala aktive halindedir. Bunun için beyin benzer durumlarda aynı tepkileri vermek adına, işi pratik boyuta çekmek için bazı şeyleri otonom olarak beyin limbik sistemine devretmiştir. Bu özellikle acil durumlarda kaç kurtul modunda tüm fonksiyonların devre dışı bırakılıp kaslara tüm kuvvetin gönderilmesi gibi pratik hayatta kalma becerileri sağlamıştır. Bu gelişim sürecinde normal bir durumdur fakat günümüzde artık kontrolün oradan da bilince hatta kollektif bilince bağlanmasının zamanı gelmektedir. Artık günümüz toplumlarında kaç kurtul modu gerektirecek durumlar çok azalmıştır. Bu kapsamda egosal zihnin otonom yönetim yapısından çıkıp yönetimi bilince yani gerçek doğanıza vermek gerekiyor.

    Şimdiki zaman farkındalığına dönersek, hepimizin temel sorunu çok az şimdiki zamanda olmamız. Ya geçmişte ya gelecekte takılırız. Aslında geçmişte gelecekte illüzyondur. Çünkü ikisi de hali hazırda yoktur. Şimdi sahip olduğumuz tek andır. Neden geçmişteyiz? Çünkü unutamadığımız acılar ve hatıralar var. Neden geleceği düşünmeden yapamıyoruz? Çünkü geleceğe karşı endişeliyiz ve kötü bir şeyler olmasından korkuyoruz. Tüm duygular içinde negatif olan tek iki duygu bulunmaktadır ki bu ikisinin hiçbir yararı yoktur. Bunlar endişe ve üzüntüdür. Biri geçmişten kaynaklı biri gelecekten kaynaklıdır. İkisi de enerjimizi tüketen ve beyin fonksiyonlarımızı ciddi oranda olumsuz etkileyen iki faktördür. Bu yıkıcı duygularla baş etmenin tek yolu yine bilinçli olmaktır. Kutsal kitapta Allah’ın veli kulları ne korkarlar ne üzülürler der. Bu aslında herkes için söylenen bir sözdür. Yani sisteme inanan, güvenen ne endişe ederler ne de üzülürler. Yani geçmiş ve gelecekte takılı kalmazlar. Anı yaşarlar çünkü güvende olduklarını bilirler. Bunun pratik uygulamalarından biri de ne kayıplarınıza fazla üzülmek ne de kazandıklarınıza da fazla şımarmamaktır. Yani orta yolda ihtiyatlı olmaktır. Çünkü durum her an değişebilir. Kayıplarınıza çok odaklanırsanız daha çok kaybedersiniz. Sizden beklenen olan olmuş deyip üzüntüyü kesmek ve devam etmek, gerekirse sıfırdan tekrar başlamaktır.

    Kuantum boyutta zaman yoktur, her şey tek andır. 80 yıllık ömrümüz bir üst boyuta göre 15 dakikalık bir süreye tekabül eder. Yaratıcı kaynakta ise zaman yoktur. Her şey anların toplamından oluşmuştur, zaman akmaz. Sebep sonuçlara göre ‘An’ lar ilmek ilmek birbirine ilintilenir. Tüm olasılıklar ve senaryolar aynı anda hazır ve nazırdır. Bireysel anlamda aldığınız kararlar yeni yol haritalarına neden olur ve farklı deneyimler kazandırır. Bize düşen akışta olup yanlış veya doğru karar almak, kararların sonucunu deneyimlemek, beğenmediğimiz sonuçlardan ders çıkarmak, artık bize uygun olacak rotalara varmak için doğru kararlar almamızdır. Elbette yanlış ve zor kararlar alacağız, elbette kayıplarımız ve üzüntülerimiz olacak. Ama ne olursa olsun odağımızın ‘Şimdi’de olup olmadığı konusunda daima tetikte olmamız gerekiyor.  Acımızı, kaybımızı yaşarız ve gerçekte o anlarda tam anda hissettiğimiz zamanlardır. Zaman akmaz sanki. O anı orda yaşarız ve yavaş yavaş geçmişte kalan olayla bağlantımızı kesmemiz gerekiyor. Geçmişin bıraktığı acı ne olursa olsun daima yeni bir fırsat vardır. Odağımızı geçmişten alıp günümüze çektiğimiz zaman potansiyelimiz ortaya çıkacak ve mutlaka sorunlar çözüme kavuşmaya başlayacaktır. Aynı zamanda gelecekte yaşamanın da faydası yoktur. Şu, şu olursa mutlu olacağım gibi zamana ve koşula bağlı her düşünce zarardan başka bir şey getirmeyecektir. Zira gelecek yoktur, her ne vakit olursa olsun sadece şimdidesinizdir. Geçmişte de şimdideydiniz, gelecekte de öyle olacaksınız o yüzden gelecek illüzyonundan bir an önce uyanmak elzemdir. Peki plan kurmayacak mıyız?  Hayal kurmayacak mıyız? Bunu kastetmiyorum, elbette geleceği tasarlayacağız, planlar yapacağız, hayaller kuracağız. Fakat bunları da Şimdide yapacağız. Planları yapacağız, planımız ne olacak, tutacak mı, ya tutmazsa gibi gereksiz zihinsel polemiklere kapılmayacağız. Planımızı yaptığımız zaman rahatça arkamıza yaslanacağız ve yarını düşünmeyeceğiz. Aslında İncil’de bahsedilen “yarını düşünme” sözü, yarını merak etme olarak söylenen bir sözdür. Planımızı yapacağız ama merak etmeyeceğiz. Geçmişle bağlantımız ise geçmişten bir şey lazım olduğunuzda onu masaya alıp işimizi görüp onu tekrar tarihin tozlu raflarına kaldırmak olmalıdır. Geçmişle duygusal bağ kurmamak gerekiyor. Aksi taktirde geçmiş acılar bir kişilik kazanır ve sürekli bilinci meşgul eden, potansiyelimizi azaltan bir karabasan gibi bedenimize çöreklenir.

    Araştırmalarımda ve gözlemlerimde tecrübe ettiklerime göre depresyondakiler, anksiyete sorunları olanlar, stres sorunları olanların ortak özelliği şimdiki an farkındalığından uzak yaşamalarıdır. Zihinleri durmadan geçmiş acılarıyla veya gelecek kaygısıyla doludur. Kendini mutlu ve başarılı addeden insanları ise baktığımzda hayatın her anını dolu dolu yaşamaya çalıştıklarını görürüz. Elbette onlarında geçmiş pişmanlıkları vardır veya gelecekten beklentileri veya endişeleri mevcuttur. Ama sonuç olarak daha çok anda yaşarlar ve içinde bulundukları anın kıymetini anlarlar. Şimdiki an farkındalığını zorlaştıran mevzu içinde bulunulan anın tatsız olduğu durumlarda ne yapıldığıdır. Bazen içinde bulunan an dayanılmaz şekilde zordur, o an bir sıkıntı çekiyor olabilirsiniz, doğru yerde olmadığınızı düşünebilirsiniz ve bu durumda çoğu zaman zihniniz başka yerdedir. Oysa bu tarz durumlarda ne olursa olsun an ne kadar dayanılmaz olursa olsun mutlaka tüm benliğinizle o anda olmalısınız. Tüm benliğinizle o anda olursanız işlerin değişeceğini göreceksiniz. Ya bir anlayış kazanacaksınız ya sorunlu duruma bir çözüm bulacaksınız. Çünkü tamamen andasınız ve ordasınız ve tüm benliğinizle orda olduğunuzda çözemeyeceğiniz durum yoktur. Aslında unutmayın her nerede bulunuyorsanız orası doğru yerdir. Her ne yaşanıyorsa o doğru zamanda yaşanan şeydir. O vakit o anda olun, tüm varlığınızla olun. Başka bir yerde, başka bir zamanda olmaya çalışmayın. Zihniniz sizi çekecektir oraya. Çünkü o anla yüzleşemeyecek, baş edemeyecek bir kaçış, bir sığınma yeri arayacak. Sizin uyanık ve tetikte olup içinde bulunduğunuz ana tüm konsantrasyonunuzla sahip çıkmanız gerekiyor. Gittikçe sizi anda tutan aktivitelere yönelmeye çalışın. Zihniniz geçmiş veya geleceği kaçtıkça siz tekrar odağınızı şimdiye çekin. Çevrenizi gözlemleyin. Yorum katmadan gözlemleyin. Şu an nereler oluyor diye sorun. O zaman zihin mevcut olanı size göstermeye ve söylemeye çalışmaktan başka bir şey yapamaz. Anda eksik olan ne diye sorun. Beni andan koparacak kadar şu anda eksik olan şey ne diye sorun. Yavaş yavaş farkındalığınızı ana çekmeye başlayacaksınız. Bunu ne kadar artırırsanız hayatınız o kadar düzelir ve mutluluğa yakın olursunuz. Çocukları örnek alın ve gözlemleyin. Dün yokmuş gibi, yarın yokmuş gibi yaşarlar ve mutludurlar. Bu bize örnek olsun. Ne kadar bugünde yaşarsak ne kadar zaman yokmuş gibi yaşarsak o derece mutlu olacağız.

  • KARMA ASLINDA NEDİR

    Eylül 6th, 2023

    Karma, Sanskritçe olup “eylem” anlamındadır.  Türkçe’de Ne ekersen onu biçersin deyimine yakın anlam taşır.

    Bu kavramla ilgili herkesin farklı farklı görüşmeleri var. Ortak olan görüşler çoğunlukla “eden bulur”, “Ne ekersen onu biçersin”, “iyilik yap iyilik bul” vs gibi evrensel kabul edilen yasalardır.

    Biz burada konuyu farklı işleyeceğiz, bilinenleri herkes bilmekte şeytan ise ayrıntıda gizlenmektedir. Konunun çok ince detayları olduğu için konuya tam hakim olunmasını teminen konuyu geniş çerçeveden ele alacağız.

    Siz bilinç olarak madde dünyasında bedenlere erkarne olduğunuzdan beri kısacası insan olarak bedenlendiğinizden beri karma yaratmaktasınız. Aslında tekamülün ana motoru karmadır. İlk yaşamlarınızdaki deneyimlerinizde toplum içinde bazı şeyleri deneyerek öğrendiniz. Hata yaptınız, canınız yandı ve ilk karmanızı yaşadınız. Bazen içinde bulunduğunuz hayatta karşılığını çektiniz bazen sonraki hayata taşıyıp çözmek istediniz. Bazen iyi çözdünüz bazen kördüğüm oldu ve karmik ağlara sebep oldu. Bazen katil oldunuz cezasını ödediniz, geri döndünüz vicdan yaptınız bu sefer de katledilen olmayı seçtiniz. Ortalama dünya hayatında ortalama gelişmişlik düzeyinde bir ruh en az 500-700 hayat yaşamıştır. Bazen de farklı deneyimler için farklı gezegenlerde enkarne oldunuz. Hepsinde karma yarattınız. Karma, enerjetik ağlar ve yapılar oluşturur bu da sonraki hayatlarda nasıl ve nerde başladığınızı belirledi. Tekamülümüzün ilk zamanlarında karma yasası çok şiddetli kullanılmıştır. Rehberlerimiz ve karmik üstatlarımız, ruh grubu ailemiz tarafından karmik borçlar çok önemsendi. Gelişmemizde bu doğal sonuçtur çünkü karmik meselelerde uzman ve üstat olmak ancak yaşlı ruhlar dediğimiz, hayat okullarından mezun olmak üzere olanlara has bir durumdur. Bir de kollektif tekamül süreçleri bulunmaktadır. Bu gezegen okullarında, yeni çağ dediğimiz dönüşüm zamanlarında kollektif karmaları tetikleyen, dönüştüren süreçlerde bulunmaktadır. Böyle durumlarda toplumsal karmalar, ülkesel karmalar değişime uğrar. Bazı toplumlarda bazı sorunlar çözüme kavuşmaya başlar, dünyanın bazı bölgelerinde savaşlar yavaş yavaş azalır, bölgesel işbirlikleri, insan odaklı yaklaşımlar vb. ön plana çıkmaya başlar. Yani nasıl birey olarak karmik borçlarımız ve meselelerimiz varsa toplumlarında, ülkelerinde, gezegenlerinde karmik sorunları bulunmaktadır. Karma tüm evreni yayılan ana yasalardan biridir. Ama unutmayın karmayı sağlayan da sevgi yasasıdır. Dolayısıyla karma, mükemmelliğe götüren, şefkat üzerine kurulmuş bir yasadır. Asla cezalandırıcı bir sopa değildir.

    Yaygın bilinenin aksine, birine zarar verdiğinizde illa aynı zararı yaşamanız gerekmiyor. Biri tarafından öldürülen birinin illa başka bir hayatta aynı şeyi ona yaşattırmayı gerekmiyor. Burada mesele alınan derstir, ihtiyaç duyulan ders ve deneyimdir. Fakat bu tarz durumlar çok yaygın yaşanır. Birine zarar veren bir kişi, öldüğünde oryantasyon sürecinde, ruh grubuna henüz uğramadan genellikle bir süre yalnız kalıp arınmayı seçer. Yaşadığı hayatı gözden geçirir ve yaptığı bazı davranışlar için vicdan azabı duyar. Bu işte cehennem denebilecek şey olup mutlaka bu karmanın halledilmesini ister. Rehberleriyle oturur sonraki yaşamında eğer istiyorsa bu karmik borcun çözüme kavuşmasını ister. Bazen de sadece hayat planında alınması gereken ana derslere odaklanılır ve yeni hayatta yepyeni dersler ve deneyimler tasarlanır. Yani örneğin Yunanistan’da yaşayan biri ve birine zarar vermiş biri, sonraki hayatında, alakasız bir şekilde Amerika’da doğmayı ve çok iyi bir yaşam yaşamayı planlayabilir. Çünkü bu hayattaki odak noktası değişmiştir. Çünkü en büyük yasalardan biri özgür irade yasasıdır. Ruhların tercihlerine karışılmaz, sadece onlara rehberlik edilir. Özellikle yeni çağa yakın şu zamanlarda artık amaç geçmiş karmaları ödemek değil aksine yeni değişimlere adapte olmak, yeni enerjileri ve anlayışları deneyimlemeyi seçmektir.

    Karmik Temizlik ve Arınma;

    İçine girdiğimiz kova çağında insanlığın yeni kazanımları olmuştur. Artık karmik borçların ödenmesi ana odak noktası olmaktan çıkmıştır. Aksine karmik borçların ödenmesinden ziyade sıra karmik çarkların,bağların yarattığı  atıllıktan, yüklerden özgürleşmemiz beklenmekte ve teşvik edilmektedir. Bu kapsamda yaşadığımız hayat sürecinde bile önceki  hatta sonraki yaşamlardaki karmalardan kurtulmamız için çeşitli uygulamalara izin verilmekte ve teşvik edilmektedir. Bu işin anahtarı samimiyet, meditasyon ve niyet çalışmalarıdır. Bu kapsamda yapılan çalışmalar her toplumda artık yaygınlaştığından illa bir metod anlatmayacağım. Fakat iyi bir niyet çalışmasıyla üzerinizdeki karmik yapılardan özgürleşebilirsiniz. Karma, ruhsal bir yapı olduğundan reiki ve diğer spiritüel enerji çalışmaları da fayda sağlamaktadır. Unutmayın artık istenilen tüm karmalardan özgür olmanızdır. Artık karma yaratmaktan bile korkmamak gerekiyor, karmanın gündemden düşmesi gerekiyor. Asıl istenilen hayat amacımızı bulmak, geldiğimiz amaçlara, derslere odaklanmak ve gelişmektir. Karma bizi kozada tuttu, şimdi artık kelebek olup uçma zamanıdır. Maalesef çoğu insan hala karmik döngülerde dönmektedir. Özellikle ailevi karmik sorunların pençesinde düşük kaliteli hayatlar yaşanmaktadır. Eşler birbirlerinin uzun süre eşi olarak veya yakın aile grubundan biri olarak bir çok hayatlar boyu karmik ailesel döngüler içinde yaşamışlardır. Bu hem güvenlik ortamı yaratmış hem de içinden çıkılmaz karmik bağlar yaratmıştır. Yeni çağda yeni enerjiler sayesinde artık samimiyet ve sevgi ana odak noktası haline gelecektir.

  • HATA VE PİŞMANLIK ÜZERİNE

    Eylül 5th, 2023

    Hata var mıdır? Yanlış var mıdır? Pişmanlık olmalı mıdır?

    Kimse bu sorularla ilgilenmez. Halbuki çok önemlidir.

    Yazılarıma başlamadan önce gönlü kırıklara, pişmanlık içinde olanlara, yaptıkları hatalar yüzünden üzgün olan, kendilerini suçlamadan duramayanlara değinmek istedim.

    Gönüllerine su serpmek istiyorum. Yaraları şifalandırmak istiyorum.

    Unutmayın!!!!HATA YOKTUR! SADECE DENEYİM VARDIR!

    Bu kabul edilemez gelebilir. Bu iyi-kötü kavramlarını sabote edebilir gibi geliyor olabilir.

    İşin özü, sizin hata dediğiniz şeyler, günah dediğiniz şeyler tanrının gözünde bir çocuğun yaptığı ufak haylazlıklar gibidir. Asla bunlara takılmaz ve asla sizi bu konularda yargılamaz.

    İşin bilinç boyutundan baktığımızda beyniniz süper katmanlı çok gelişmiş bir bilgiyasar gibidir. Daima olacak şeylere önceden erişimi mevcuttur. Kuantum boyutta bilinç ışık hızını aşabilen bir doğa kanunudur. Spiritüel boyutta yapacağın hatayı üst benliğin önceden analiz eder duruma göre seni “hata” ya yönlendirir veya ondan uzak durur.

    Bu başımıza gelen bir çok olayda da böyledir. Kimse istemeden bir talihsiz kaza geçiremez. Eğer başına gelmişse bir anlamı vardır. Bazen çok acemi biri kaza geçirmezken en usta şöfor kaza geçirir.

    Burda mesele neden o kaza veya belayı çektik? Pişmanlık duymalı mıyız?

    İşin aslı şu; hayatımızı büyük oranda etkileyen büyük bela, müsibetlerde mutlaka ruhunuzun/üst benliğinizin haberi vardır. Hatta bunları özenle seçtiniz. İşler iyi giderken, sağlığınız iyi giderken bir hastalık olsun istediniz, bir de bunu deneyimleyeyim dediniz. Tabi dünyaya gelirken herşeyi unutursunuz. O hastalığın sadece çirkin yüzüne odaklanırsınız, size kazandırdığı bilgelik ve anlayışın çoğu zaman farkında olmazsınız.  Ruhsal büyüme, olgunluk zor sınavlarla mümkündür. Kolay hayatları pek tercih etmez cesur ruhlar.

    Geçmişte yaptığın hatalardan dolayı üzüntü yaşıyorsan, pişmanlık yaşıyorsan, günahlarından dolayı suçluluk duyuyorsan sana sesleniyorum. Bu yıkıcı duygularla başa çıkmanın tek yolu “bilinçli” olmaktır. Kendini suçlamak yerine araştırıp sorgulamalısın. Bazen sorun olarak gördüğün o problemler aslında çözümün takendisi olabilir. Eğer hayat maratonunda ilerleme kaydetmiyorsan, yerinde sayıyorsan sistem seni uyandıracak mekanizmaları devreye sokacaktır. Bunlar beklenmedik büyük bir hata, kaza, hastalık vs olabilir.  Ve tamda ihtiyaç duyduğun yöne seni evirecektir. Çok maddiyatçı gitmişsen maneviyata, çok maneviyatçı gitmişsen maddiyata yönlendirebilir. Varlıklı bir iş adamıyken batıp mütevazi şekilde sıfırdan başlatabilir. Tüm bunlar öngörüldü, doğru zamanda gerekli aksiyonlar aktive edildi. Birileri tarafından mağdur edildin, onunla mağduriyet konusunda kontrat yapmış olabilirsin. Bana şu zamanda şu kötülüğü yapabilir misin? Böylelikle hayatımda öğrenmem gereken bir dersi zor yolda öğrenmiş olacağım. Unutmayın tüm evrende biz istemeden bize zarar verecek hiçbir yapı yoktur.

    Yine unutmayın dünyadaki herkese hata yapma ve o hatadan sıyrılma avantajı verilmiştir. En büyük günahları işleyenler de buna şahittir. Karma yasası herkesi içine almıştır. Sistem sonsuz şevkat ve gelişim üzerine kurulduğundan her bir bireyini dahil edecek şekilde geliştirir, kimseyi geride bırakmaz. Bunu da çoğu zaman diyalektik süreç dediğimiz çelişkilerden, zorluklardan yapar. Kısacası hatanı sev! Hatana teşekkür et, sana kattığı anlamı bulmaya çalış.

    Peki ya günahlar? Bir ayette siz hata yapmasaydınız yerinizi hata yapan, ancak tövbe eden kullan getirirdim der. Bu işe dini açıdan da bakarsanız sonuç değişmez. Önemli olan hata veya günah değil sonrasında ibret alıp tövbe edip bir daha yapmamaktır der. İşin aslı günah işlemeyen yoktur. Herkesin tekamül sürecinde bir çok hayatlar boyu dinen günah sayılan bir çok eylemi yaptığını unutmayın. Bunlar gelişim sürecidir. Yanlışı bilmeden doğruyu anlamayan bir yapımız var. Zıddıyla anlarız, çoğu günah ve hata çoğu doğru ve iyi hareketten daha çok bizi geliştirmiştir. Bir çocuğun hayatında küçüklüğünde hata ve yaramazlıklar fazladır. Büyüdükçe daha makul hareketler sergilenmektedir. Yaşlandıklarında ise nerdeyse 0 hata yapacak kadar tecrübeye sahip olurlar. Dolayısıyla günahlarından dolayı pişmanlık duyuyorsan seni temin ederim ki pişmanlığın hiçbir faydası yok. Zaten pişmanlık duyuyorsan azat edilmiş sayılırsın. Zaten karma yasası gereği işin sonucuna katlanmışsındır ve bu pişmanlığı daha fazla üstünde tutmanın yararı yoktur. Temel felsefeden sapmayın. Hata, günah, pişmanlık yok! Deneyim ve tecrübe vardır. Herhangi bir konuda asgari şekilde alman gereken ders, anlayış ve biliş kadar hata veya günah işlersin. Üstüne izin verilmez. Yani aslında katil olacak kişide bellidir. Mağdur olacak kişide bellidir. Bir kediden aslan olmasını beklemezsin. İşin doğasında herkes gerektiği gibi rolünü oynar. Hayat denen bu tiyatro oyununda önemli olan oynamak ve rölun hakkını vermek. Hiç hata yapmayayım deyip oyundan çekinirsen hayat seni bilmediğin oyunlar içine sokar. Artık kendinle barışmanın zamanı gelmedi mi. Bakın diyorum her ne yaptıysanız iyi yaptınız! Başka yapabileceğiniz bir şey yoktu! Her ne olmuşsa iyi olmuştur. Her ne olacaksa iyi olacaktır. Kendinize yüklenmeyi acilen bırakın.

    Yazıların devamı gelecektir…

  • Merhaba Dünya!

    Eylül 5th, 2023

    WordPress’e hoşgeldiniz! Bu sizin ilk gönderiniz. Blog yayınlama yolculuğunuzda ilk adımı atmak için düzenleyin veya silin.

WordPress.com’da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • HAYATIN ANLAMI
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • HAYATIN ANLAMI
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle