ŞİMDİKİ ZAMAN FARKINDALIĞI

Carpe diem! Anı yaşa! Dem bu demdir! Bu sözleri çok duyduk. Söylemesi kolay yapması en zor olan şeylerden biri. Anda kalmak nedir? Mümkün müdür? Biraz bu konuyu derinlemesine işlemek istedim.

Aslında yaygın edebiyat literatüründe çok nadir değinilen konulardan biridir. Echart Tolle, Şimdinin Gücü adlı eseri yazmasaydı nerdeyse konu ile derinlemesine ilgilenen kimse yok denilebilir. Hayatta mutluluk ve başarı arıyorsak olmazsa olmaz en önemli konulardan biridir halbuki. Bana göre yaşamın başarısı bu felsefeye ne derece uygun yaşadığımıza bağlıdır.

Dediğim gibi çok önemli bir o kadar zor konudur. Zira anda yaşamaya engel, An’ı, Şimdi’yi sevmeyen, onu yadsıyan bir mental yapımız var. Echart Tolle’nin deyimiyle biz buna egosal zihin diyeceğiz.

Zihin, bilinç, ruh meselesini başka yazılarımızda işleyeceğiz fakat bu konuda zihin meselesini hafifçe aralayacağız. Neredeyse her insan zihinle özdeşleşmiş durumdadır. Aslında zihin faydalı bir aparat olmasına rağmen işleri öyle eline almış ki aparat olan varlık bizzat bizmişiz gibi bilincin de yerine geçmiştir. Sorun çözmede faydalı olmasına rağmen veya yerli yerinde kullanıldığında, özellikle siz onu kullandığınızda faydalı olan zihin(egosal zihin) o sizi kullandığında bir canavara dönüşme potansiyeline sahiptir. Çünkü dar görüşlüdür. Şimdiki zamandan hoşlanmaz, seni daima ya geçmişte tutar ya da gelecekte. Kısa süreli anda kalma durumlarında en mutlu olduğumuz zamanları yaşarız ta ki egosal zihin tekrar geçmişe veya geleceğe projekte etmeye başlayana kadar. Geçmişte olan olmuş biten bitmiş bir duruma sizi çeker ve gereksiz olarak geçmişe enerji yollamanıza neden olur ve andaki enerji miktarınız düşer. Normal zamanda anda kalan  bir insanın enerji ve odaklanma skalası 100 birim olsun, geçmişteki bir mevzuya takılıp kaldığında enerji seviyesi 20 birime düşer. Bu da şimdiki anda çözmekte olduğunuz herhangi bir mevzuda yetersiz kalmanızı sağlar. Oysa tüm odak noktanız şimdiki anda olsa her türlü sorunu çözmeye yeter enerji ve güce sahip olursunuz. Egosal zihin sizi geçmişte tutmuyorsa bu sefer gelecekteki bir mevzuya projeksiyon yapmaya başlar. Aynı şekilde şimdiki anı yadsır ve enerjinizi boşa harcar. Maalesef egosal zihin daima  ya geçmişteki problemlere ve pişmanlıklara ya da gelecekti endişe ve korkulara odaklanır. Çünkü siz şimdiki ana odaklandığınızda ona ihtiyacın olmayacağını zanneder. Çünkü kontrolü kaybedecektir. Siz olan gerçek bilinciniz devreye girecektir, onu yerli yerinde kullanacaktır. Ona sadece problem çözen bir araç olarak kullanacaktır. Tıpkı ihtiyaç anınızda bilgisayarı kullanmanız, işi bittiği zaman kapatmanız gibidir. Kontrolün sizde olması önemlidir. Fakat mekanizmayı ve ilişkiyi böyle kurmadığınız zaman, zihninizle özdeşleşirsiniz ve sürekli düşünen bir zihne dönerseniz. Gerçek benliğin bu olduğunu zannedersiniz. Oysaki gerçek benlik, dinginliktir, bedeni ve zihni yöneten, yaratıcı kaynakla bir olan gerçek özünüz, doğanız ve ruhunuzdur. Beden, zihin, beyin, bilincin/ruhun maddesel dünyaya bağlanma aparatlarıdır. Hayat süresi bittiğinde tüm fonksiyonları bitecek, bilinç ait olduğu yuvaya dönecektir.

İnsan evrimi boyunca bilinç, hayatta kalma dürtüsünü yenmeye çalışmıştır. Gittikçe insanoğlunun beyin kapasitesi artmış her tehlike anında edindiği tecrübeler sonraki kuşaklara genetik açıdan aktarılmıştır. Bu açıdan DNA’mıza işlenen kaç kurtul modu, yani hayvani tarafımız hala aktive halindedir. Bunun için beyin benzer durumlarda aynı tepkileri vermek adına, işi pratik boyuta çekmek için bazı şeyleri otonom olarak beyin limbik sistemine devretmiştir. Bu özellikle acil durumlarda kaç kurtul modunda tüm fonksiyonların devre dışı bırakılıp kaslara tüm kuvvetin gönderilmesi gibi pratik hayatta kalma becerileri sağlamıştır. Bu gelişim sürecinde normal bir durumdur fakat günümüzde artık kontrolün oradan da bilince hatta kollektif bilince bağlanmasının zamanı gelmektedir. Artık günümüz toplumlarında kaç kurtul modu gerektirecek durumlar çok azalmıştır. Bu kapsamda egosal zihnin otonom yönetim yapısından çıkıp yönetimi bilince yani gerçek doğanıza vermek gerekiyor.

Şimdiki zaman farkındalığına dönersek, hepimizin temel sorunu çok az şimdiki zamanda olmamız. Ya geçmişte ya gelecekte takılırız. Aslında geçmişte gelecekte illüzyondur. Çünkü ikisi de hali hazırda yoktur. Şimdi sahip olduğumuz tek andır. Neden geçmişteyiz? Çünkü unutamadığımız acılar ve hatıralar var. Neden geleceği düşünmeden yapamıyoruz? Çünkü geleceğe karşı endişeliyiz ve kötü bir şeyler olmasından korkuyoruz. Tüm duygular içinde negatif olan tek iki duygu bulunmaktadır ki bu ikisinin hiçbir yararı yoktur. Bunlar endişe ve üzüntüdür. Biri geçmişten kaynaklı biri gelecekten kaynaklıdır. İkisi de enerjimizi tüketen ve beyin fonksiyonlarımızı ciddi oranda olumsuz etkileyen iki faktördür. Bu yıkıcı duygularla baş etmenin tek yolu yine bilinçli olmaktır. Kutsal kitapta Allah’ın veli kulları ne korkarlar ne üzülürler der. Bu aslında herkes için söylenen bir sözdür. Yani sisteme inanan, güvenen ne endişe ederler ne de üzülürler. Yani geçmiş ve gelecekte takılı kalmazlar. Anı yaşarlar çünkü güvende olduklarını bilirler. Bunun pratik uygulamalarından biri de ne kayıplarınıza fazla üzülmek ne de kazandıklarınıza da fazla şımarmamaktır. Yani orta yolda ihtiyatlı olmaktır. Çünkü durum her an değişebilir. Kayıplarınıza çok odaklanırsanız daha çok kaybedersiniz. Sizden beklenen olan olmuş deyip üzüntüyü kesmek ve devam etmek, gerekirse sıfırdan tekrar başlamaktır.

Kuantum boyutta zaman yoktur, her şey tek andır. 80 yıllık ömrümüz bir üst boyuta göre 15 dakikalık bir süreye tekabül eder. Yaratıcı kaynakta ise zaman yoktur. Her şey anların toplamından oluşmuştur, zaman akmaz. Sebep sonuçlara göre ‘An’ lar ilmek ilmek birbirine ilintilenir. Tüm olasılıklar ve senaryolar aynı anda hazır ve nazırdır. Bireysel anlamda aldığınız kararlar yeni yol haritalarına neden olur ve farklı deneyimler kazandırır. Bize düşen akışta olup yanlış veya doğru karar almak, kararların sonucunu deneyimlemek, beğenmediğimiz sonuçlardan ders çıkarmak, artık bize uygun olacak rotalara varmak için doğru kararlar almamızdır. Elbette yanlış ve zor kararlar alacağız, elbette kayıplarımız ve üzüntülerimiz olacak. Ama ne olursa olsun odağımızın ‘Şimdi’de olup olmadığı konusunda daima tetikte olmamız gerekiyor.  Acımızı, kaybımızı yaşarız ve gerçekte o anlarda tam anda hissettiğimiz zamanlardır. Zaman akmaz sanki. O anı orda yaşarız ve yavaş yavaş geçmişte kalan olayla bağlantımızı kesmemiz gerekiyor. Geçmişin bıraktığı acı ne olursa olsun daima yeni bir fırsat vardır. Odağımızı geçmişten alıp günümüze çektiğimiz zaman potansiyelimiz ortaya çıkacak ve mutlaka sorunlar çözüme kavuşmaya başlayacaktır. Aynı zamanda gelecekte yaşamanın da faydası yoktur. Şu, şu olursa mutlu olacağım gibi zamana ve koşula bağlı her düşünce zarardan başka bir şey getirmeyecektir. Zira gelecek yoktur, her ne vakit olursa olsun sadece şimdidesinizdir. Geçmişte de şimdideydiniz, gelecekte de öyle olacaksınız o yüzden gelecek illüzyonundan bir an önce uyanmak elzemdir. Peki plan kurmayacak mıyız?  Hayal kurmayacak mıyız? Bunu kastetmiyorum, elbette geleceği tasarlayacağız, planlar yapacağız, hayaller kuracağız. Fakat bunları da Şimdide yapacağız. Planları yapacağız, planımız ne olacak, tutacak mı, ya tutmazsa gibi gereksiz zihinsel polemiklere kapılmayacağız. Planımızı yaptığımız zaman rahatça arkamıza yaslanacağız ve yarını düşünmeyeceğiz. Aslında İncil’de bahsedilen “yarını düşünme” sözü, yarını merak etme olarak söylenen bir sözdür. Planımızı yapacağız ama merak etmeyeceğiz. Geçmişle bağlantımız ise geçmişten bir şey lazım olduğunuzda onu masaya alıp işimizi görüp onu tekrar tarihin tozlu raflarına kaldırmak olmalıdır. Geçmişle duygusal bağ kurmamak gerekiyor. Aksi taktirde geçmiş acılar bir kişilik kazanır ve sürekli bilinci meşgul eden, potansiyelimizi azaltan bir karabasan gibi bedenimize çöreklenir.

Araştırmalarımda ve gözlemlerimde tecrübe ettiklerime göre depresyondakiler, anksiyete sorunları olanlar, stres sorunları olanların ortak özelliği şimdiki an farkındalığından uzak yaşamalarıdır. Zihinleri durmadan geçmiş acılarıyla veya gelecek kaygısıyla doludur. Kendini mutlu ve başarılı addeden insanları ise baktığımzda hayatın her anını dolu dolu yaşamaya çalıştıklarını görürüz. Elbette onlarında geçmiş pişmanlıkları vardır veya gelecekten beklentileri veya endişeleri mevcuttur. Ama sonuç olarak daha çok anda yaşarlar ve içinde bulundukları anın kıymetini anlarlar. Şimdiki an farkındalığını zorlaştıran mevzu içinde bulunulan anın tatsız olduğu durumlarda ne yapıldığıdır. Bazen içinde bulunan an dayanılmaz şekilde zordur, o an bir sıkıntı çekiyor olabilirsiniz, doğru yerde olmadığınızı düşünebilirsiniz ve bu durumda çoğu zaman zihniniz başka yerdedir. Oysa bu tarz durumlarda ne olursa olsun an ne kadar dayanılmaz olursa olsun mutlaka tüm benliğinizle o anda olmalısınız. Tüm benliğinizle o anda olursanız işlerin değişeceğini göreceksiniz. Ya bir anlayış kazanacaksınız ya sorunlu duruma bir çözüm bulacaksınız. Çünkü tamamen andasınız ve ordasınız ve tüm benliğinizle orda olduğunuzda çözemeyeceğiniz durum yoktur. Aslında unutmayın her nerede bulunuyorsanız orası doğru yerdir. Her ne yaşanıyorsa o doğru zamanda yaşanan şeydir. O vakit o anda olun, tüm varlığınızla olun. Başka bir yerde, başka bir zamanda olmaya çalışmayın. Zihniniz sizi çekecektir oraya. Çünkü o anla yüzleşemeyecek, baş edemeyecek bir kaçış, bir sığınma yeri arayacak. Sizin uyanık ve tetikte olup içinde bulunduğunuz ana tüm konsantrasyonunuzla sahip çıkmanız gerekiyor. Gittikçe sizi anda tutan aktivitelere yönelmeye çalışın. Zihniniz geçmiş veya geleceği kaçtıkça siz tekrar odağınızı şimdiye çekin. Çevrenizi gözlemleyin. Yorum katmadan gözlemleyin. Şu an nereler oluyor diye sorun. O zaman zihin mevcut olanı size göstermeye ve söylemeye çalışmaktan başka bir şey yapamaz. Anda eksik olan ne diye sorun. Beni andan koparacak kadar şu anda eksik olan şey ne diye sorun. Yavaş yavaş farkındalığınızı ana çekmeye başlayacaksınız. Bunu ne kadar artırırsanız hayatınız o kadar düzelir ve mutluluğa yakın olursunuz. Çocukları örnek alın ve gözlemleyin. Dün yokmuş gibi, yarın yokmuş gibi yaşarlar ve mutludurlar. Bu bize örnek olsun. Ne kadar bugünde yaşarsak ne kadar zaman yokmuş gibi yaşarsak o derece mutlu olacağız.


Yorum bırakın