Ölüm nedir? Ölüm korkusunu yenmek mümkün mü? Ölünce ne olur? Birazda bu zor meseleyi irdeleyelim. Mevcut bilgiye göre, bitki, hayvan ve insan vadeleri dolunca mutlaka ölür üzerinedir. Dinlerin ölüme verdiği bir anlam vardır. İnanmayanlar da ölüme yok oluş olarak bakmaktadır. Peki insanoğlu olarak ölüm mefhumuna anlayacak seviyeye geldik mi? Bilimcilerin de bazı çalışmaları var, hatta teorik fizikçiler de ölümden sonra bilincin devam edip etmediğine dair çalışmaları var. Bu mevzuyla ilgili en çok okültçüler, ruhçular çalışmaktadır. Özellikle dünyanın her yerinde ruhsal celseler düzenlenmekte ve bazı varlıklardan bilgiler alınmaya çalışmaktadır. Geçmişte Mısır ölüler kitabı, tibetin ölüler kitabı da önemli kaynaklardadır. Çok geniş araştırmalarımdan aldığım bilgiler ışığında konuyu aydınlatmaya çalışacağım. Amacım ölüm korkusunu yenmeye yetecek kadar ölüm mevzusunu aydınlatmaktır.
Mevcut dini anlayışa göre öldüğümüz de kabirde sorguya çekiliriz ve kıyamet zamanını bekleriz. Kıyamette de amellerimize göre cennet ve cehhennemi kazanırız. Ne var ki cennet çok şaşalı bir yerdir ve cehennemde bir o kadar çekilemez bir yerdir. Hele şirk koşmuşsan ebediyete kadar ateşte yanacaksındır. Bu semavi dinlerde genel olarak böyle olup uzak doğu dinlerinde ise reerkarnasyon inancı hakimdir. Her iki görüşte de eksik ve yanlışlıklar vardır. Kanaatimce dinlerin ilk çıktığı vakitlerde ölüm inancı daha farklıydı ve gittikçe değişti ve korkutucu bir hale geldi.
Ölümle ilgili herkesin bir doğrusu vardır ben gerçek olduğuna inandığım teoriyi açıklayacağım. Matrix filmine benzer çok daha gelişmiş bir similasyonun içerisindeyiz. Ruh enerjimizin bir miktarı ile dünyadaki bedenimize çocukluğumuzda enkarne oluruz ve ölümle de o enerji asıl yurduna döner. Ölüm öncesi deneyim yaşayanların çoğu benzer şekilde yoğun bir ışık gördüklerini ve sevgiyi hissettiklerini söylerler. İşte yaşlı yatağında son nefesini veren ruh, gelişmişlik düzeyine göre farklı durumlar yaşar. Deneyimli bir ruh öldüğünü hemen anlar ve ışığa çekilip ışık tünelinden geçip asıl yurduna göç eder. Acemi bir ruh çoğu zaman şaşırır, bedenini izler, yanındaki kişilerle konuşmaya çalışır ama kimsenin onu görmediğini anlar ve şaşakalır. Sonunda onun dünyadaki bir yakını veya ruhsal rehberi ona görünüp onu ışığa götürür. Travmatik ölümlerde durum bazen farklı olmaktadır. İntikam hissiyle ölen bir kişi, hayalet dediğimiz bir halde hala dünya işlerine karışmaya çalışır. Rehberlerinin ışığa çağrısını bazen anlamazlar bazen de henüz işleri bitmediği için bedensiz bir şekilde dolaşmaya devam ederler. Genellikle ölen kişi eğer geride teskin etmesi gereken insanlar varsa bir süre, bazen birkaç gün hatta aylarca kalmaya devam edip onlara sevgi mesajlarını enerjetik olarak göndermeye devam eder. Ateismin yoğun olduğu ülkelerde astralde sıkışma olayları çok olmaktadır. Ölen kişinin öte alem inancı yoksa hala öldüğünü anlamaz ve mevcut dünyasına yapışmak ister. Ama er geç rehberinin çağrısını görecek ve ışığa dönecektir. Dindar toplumlarda cenaze törenleri yapıldığından ölen kişinin öldüğünü anlaması kolay olup ışığa, yurduna dönüşü de kolaydır.
Işık tüneli, bu boyutu, 5. Boyuta bağlayan kanaldır. Asıl yuvamız üst boyutlardır. Burda çeşitli nedenlerle enkarne oluruz. Döndüğümüzde genellikle hoş karşılaşırız. Rehberlerimiz ve ruh grubundan çevremiz bunu bayram olarak karşılar. Travmatik ölümlerde veya zorlu ölümlerde ruh grubumuza dönmeden önce arınma tapınağı denilen bir alanda enerjimiz şifalandırılır ve arındırılır. Öte alemin teknolojisi çok farklı olup üst düzey bir teknolojidir. Havuza benzer odalarda sıvı ve renkli enerjilerle ruhun enerjisi yıkanır ve adaptasyon sağlanır. Çünkü hala dünyadan getirdiği ve kabul edilmeyen enerjiler vardır. Dünyadaki egosundan kaynaklı tüm kirler arınır ve doğası olan sevgi bedenine kavuşması ister. Bazen arınma işleminden sonra hayat anılarını inceleyip rehberiyle yanlış veya doğru yaptığı şeyler için toplantı yapar. Bazen geçirdiği hayattan tatmin sağlayamaz, inzivaya çekilir, yaşadığı hayatı hazmetmeye çalışır. Yaygın olan genellikle arınmadan sonra ruh grubuna geri dönmesi. Asıl hayatın orda olduğunu söyledik. Günlük rutini ne ise onlarla meşgul olur. Her ruhun uzmanlaştığı bir alan vardır, bu şifacılık, bilim, eğitim vs gibi çok çeşitli alanlardır. BU alanlarda eğitimlerine kaldığı yerden devam eder. Orası asla sıkıcı ve durağan bir yer değildir. Dünyadakine benzer yapılar bulunmakta fakat enerji ve niyet ile şekillenen bir doğaya sahiptir. Örneğin bir ruh akaşik kütüphaneye gider orda istediği kitabı alır inceler. Kitapta Kloeopatranın hayatını okurken görsel olarak tüm yaşamı gördüğü gibi, onun yaşam kaydını direk olarak kendi bedenine yükleyip o hayatı bizzat yaşıyormuş gibi de bilgiye sahip olur. Bunu bizim metaverse gözlüklerinin çok daha gelişmiş bir versiyonu gibi düşünün. Yani oranın tüm dokusu, yapısı niyete göre hareket eden, bilinçli bir enerjidir. İster merdiven kullanın üst kata ister anında üst katta olmayı isteyin aynı şey mümkün. Orada sınırların , mesafelerin anlamı yok. Dağlar, denizler, güzel mesire yerleri yine var fakat hepsi bilinçli ve hareket eder tarzda. Orda yine hayvanlar var fakat hayvanlara bakan görevli ruhlar var. Örneğin dünyadaki hayvanınızı sevmek istediniz, görevli anında size getirir seversiniz ve geri götürür. Mevcut anlayışımız oranın yaşamını anlamaya yetmiyor sadece yoğun şefkat,sevgi ve çok gelişmiş bir teknolojik yapının olduğunu biliyoruz. Örneğin ruh mevcut durumda bile izleme odası denilen yerde sonraki hayatında yaşayacağı yeri deneyimlemek için bir çeşit cihaza girer ve gelecekti bir durumu yaşamaya gider. Örneğin sonraki yaşamında yaşayacağı yerin sokaklarında gezer, evleneceği kişiyi vs görmeye gider. Hepsi mümkündür . Geçmiş yaşamlarda da aynı şekilde izlenip analiz edilip gerekli dersler alınmaktadır.
Öte alem de cehennem veya cennet değimiz yapı yoktur. Cezalandırma da yoktur. Her bir ruhun özel bir ailesi vardır ve gelişiminden sorumlu rehberlik hiyerarşisi vardır. Gelişimi izleyen de konseyler mevcuttur. Konsey karşısına çıkan ruhun cezalandırılma gibi bir anlayışı yoktur, konseye çıkmak bir ruh için en değerli andır. Çok tecrübeli üstatlardan tavsiyeler alıp sonraki hayatlarında uygulamaya çalışırlar. Kutsal kitaplarda anlatılan cennet yapısına benzer bir yapı yoktur. Çok daha hareketli, engin, zeka dolu bir hayat mevcuttur. Bir ruhun önünde tüm paralel evrenleri ile birlikte koskoca bir alem uzanır. Birçok farklı yerde bir çok deneyim yaşama gelişme fırsatına sahiptir. En çok geliştiren şey ise herhangi bir gezegene gelip zorlu bir hayatı yaşayıp gelişmesidir. Çünkü bir gezegende doğacak, bildiği herşeyi unutacak, özellikle tanrısallığını unutacak, zor bir gezegende hayatın zorluklarında boğuşacak ve herşeye rağmen sevgiye dönmeye çalışacak, öz saygısını kazanmaya çalışacak. Bu zor bir durumdur fakat tekamül dediğimiz sistemde çok gelişme sağlar. Orda ne kadarda pratik şeyler öğrense de sonunda bir madde dünyasında doğmayı ve öğrendiklerini pratikleştirmeyi deneyecektir. Üstelik karma yaratacak ve karma sorunlarını da çözmeye çalışacak. Ustalaştıkça kendisi başka ruhların rehberi olacak ve sonsuz gelişmeye doğru yola çıkacaktır. Öğretmen ruh, rehber ruh, üstat ruh, ihtiyar ruh ta ki melekleşmeye kadar bu tekamülün sonu yoktur. Nerde bahsedilen durağan cennet hayatı nerde bu realite. Bahsedildiği gibi tek atımlık bir hayat yoktur. Tek hayatta hangimiz yeterince gelişiyoruz.
Sizi temin ederim sonraki hayat bir o kadar canlı ve güzeldir. Asla kimseye cezalandırma veya hesap yoktur. Orası asıl hayatımız olup aslında doğduğumuzda enerjimizin büyük miktarı zaten oradadır. Orda Ruhumuz kendi yaşantısına devam ederken ruh enerjisinin çok düşük bir kısmı burada bedenimizde bu hayatı tecrübe etmektedir.